Cehenneme Г–vgгј: Вђ“ Gгјndelik Hayatta
Belki de kurtuluş, cennete girmeye çalışmakta değil, içinde bulunduğumuz bu "muhteşem cehennemi" tüm kusurlarıyla kucaklamaktadır.
Sartre’ın meşhur cümlesi, gündelik hayatın sosyal dokusunu en iyi özetleyen yerdir. Ancak bu "cehennem", aynı zamanda aynaya bakma zorunluluğumuzdur. Başkalarının bakışları, talepleri ve varlıkları bizi kısıtlar evet; ama bizi "biz" yapan da bu sürtünmedir. Sosyal medyadaki o steril, herkesin gülümsediği "yapay cennet"ten kaçıp, gerçek insanların kusurlu, öfkeli ve karmaşık dünyasına (yani o insani cehenneme) sığınmak, gerçekle kurduğumuz tek sahici bağdır. 3. Belirsizliğin Kutsallığı Cehenneme Г–vgГј – GГјndelik Hayatta
Cehenneme Övgü: Gündelik Hayatın Labirentinde "Başkasının Yanında" Olmak Bu blog yazısı
Gündelik hayat, çoğu zaman bir "cennet" vaadiyle pazarlanır: Daha hızlı internet, daha konforlu evler, daha pürüzsüz ciltler. Ancak Gündüz Vassaf’ın o sarsıcı eserinin isminden ilhamla bakarsak, asıl gerçeklik "cehennem" dediğimiz o kaotik, denetimsiz ve bazen de katlanılmaz olanın içindedir. Peki, gündelik hayatın içinde neden cehenneme bir övgü düzmeliyiz? 1. Düzenin Hapishanesi ve Kaosun Özgürlüğü o cehennemin ateşi bizi yakmaz
Gündelik hayatı bir "katlanma süreci" olarak değil de, kendi varoluşumuzu inşa ettiğimiz bir şantiye olarak görürsek, o cehennemin ateşi bizi yakmaz; aksine bizi şekillendiren bir potaya dönüşür. Standartlara uymayan, "ayıp" sayılan, verimsiz bulunan o tüm insani anlar, bizim kişisel cehennemimizin en değerli parçalarıdır.
Bu blog yazısı, Gündoğan’ın (ve dolayısıyla kolektif bilincimizin) derin sularına dalarak, "cehennem" imgesini sadece dini bir azap mekanı olmaktan çıkarıp, her sabah alarm çaldığında uyandığımız o karmaşık modern gerçekliğin içine yerleştiriyor.




















